Adnan Ergeç Fonu 2017-2018 dönemi yararlanıcılarından Onur Ciddi “Halk Cumhuriyeti Bulgaristanı’nda Azınlıkların Yaşam Pratikleri Sözlü Tarih Projesi” kapsamında yürüttüğü çalışmasının ilk blog yazısını paylaşıyor.

 

 

1989 ilkbaharında etnik Türk azınlık, hükümetin Vǎzroditelen (yeniden doğuş, diriliş) politikasına karşı kitlesel protesto gösterileri başlatır. Bölgesel azınlık örgütlenmeleri tarafından ülke çapında köylerden ilçe ve şehir merkezlerine kalabalık ve uzun yürüyüşler gerçekleştirilir. Komünist Bulgar Hükümeti, olağanüstü hâl ilan ederek protestoları bastırmak için sert askeri adımlar atar. Olaylar sırasında protestoculardan birçok insan vurularak öldürülür ve yüzlerce kişi de yaralanır.

Bulgaristan Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1946’dan itibaren, evrensel insan hakları sadece etnik Bulgarlar için değil aynı zamanda ülke genelinde farklı azınlık grupları için de garanti edilir.  Ancak, bu çoğulcu rüzgâr uzun süre devam etmez. Nisan 1956’daki Bulgaristan Komünist Partisi Kongresi sırasında ülkedeki azınlıkların asimilasyonu konusunda üstü örtülü kararlar alınır. Bu kararlar, takip eden 33 yıl boyunca sürecek olan sistematik bir asimilasyon politikasının başlangıcını teşkil edecektir.

Kufallar kütüphanesinde bulunan Türkçe kitaplardan biri. Türkçe kitaplar 1973’ten sonra kütüphanelerden toplatılmıştı.

1973/1974 eğitim yılının başında Türk azınlığın yoğun olarak bölgelerde bulunan ilk ve orta dereceli okullarda seçmeli Türkçe dersi için dağıtılan kitaplar ani bir şekilde geri toplanır. Ülke genelinde, ulusal eğitim müfredatından Türkçe tamamen çıkarılmıştır.

1984’e gelindiğinde, azınlıkların kültürlerine ait tüm dini ve dini olmayan kültürel ritüeller, “batıl inanç” ilan edilerek kesin bir şekilde yasaklanır. Müslümanların ağırlıklı olarak yaşadıkları bölgelerde küçük yaştaki erkek çocuklarına yönelik periyodik kontroller başlar; sünnet de yasaklanan batıl inançlar arasındadır.

1984 kışında bir gece, askeri güçler, azınlık köy ve kasabalarının etrafını sarmaya başlar. Etnik azınlığın yoğun olarak yaşadığı Güneydoğu Bulgaristan’da başlayan bu operasyonlar, 1985 baharında Kuzeydoğu Bulgaristan’a da sıçrar. Böylelikle, 800,000 azınlık mensubunun Türkçe ve Arapça olan isimleri Bulgarca isimler ile silah altında “gönüllü olarak” değiştirilir.

Bu süreç boyunca, 1972’den başlayarak; Pomaklar, Romanlar ve etnik Türklerin Müslüman isimleri Ortodoks Bulgar isimleri ile değiştirilir ve eski isimleri hiç var olmamış gibi, doğum belgelerine varıncaya geriye dönük olarak silinir.

Vǎzroditelen (yeniden doğuş, diriliş) politikası aynı zamanda azınlık gruplarının materyal geçmişlerine de saldırmaya başlayacaktır.

1985’den sonra açılan yeni mezarlıktan bir mezar taşı.

1985’te yeni açılan mezarlık.

Bu kapsamda, çeşme ve cami kitabeleri ile başlayan “temizleme” eylemleri, mezar taşlarına kadar uzanır. Ülke boyunca, Müslüman mezarlarındaki Türkçe kitabeli sayısız mezar taşının üzeri çimentoyla sıvanır veya mezar taşları direkt olarak yok edilir. Kırsal bölgelerde bu işlem resmi tebligat ile bizzat mezar taşının ait olduğu ailelere bizzat yaptırılır. İsim değiştirme sürecinin ardından vefat eden insanların mezar taşları aileleri tarafından protesto amaçlı olarak boş bırakılmaya başlanır. 1986’da Bulgaristan’daki tüm Müslüman mezarları süresiz olarak kapatılır ve yeni mezarlıklar açılır.

Fakat bu durum bununla da sınırlı kalmaz. Birkaç yıl içinde, yüzbinlerce insanı topraklarından koparacak kitlesel bir sürgün gerçekleşecektir.

29 Mayıs 1989’da azınlık bölgelerindeki olayların arından teyakkuza geçen Bulgar Komünist Partisi’nin Genel Sekreteri Todor Jivkov devlet televizyonunda yaptığı konuşma ile hainler için Büyük Seyahat’in müjdesini verir.

5 Haziran 1989’da devlet güçleri aniden Türk kasabalarına girer ve sürgün başlar. 26 Ağustos 1989’e gelindiğinde, yaklaşık 367.000 kişi Bulgaristan Halk Cumhuriyeti’nden göç ettirilmiştir. Böylelikle, yüzlerce köy ve kasaba ise insansız topraklar haline gelir.

Tüm bu süreci bi’l fiil yaşamış biri olan Mehmed Hüseinov’un kısa biyografisini aşağıda bulabilirsiniz.

Mehmed Hüseinov

1924 (?) – 7 Mayıs 1989

Hüseinov’un doğduğu köy, Buranlar.

Mehmed Hüseinov, 1924 yılında Bulgaristan’ın Şumen iline bağlı Şeytancık Beldesi’nin Buranlar Köyü’nde çiftçi bir ailenin üçüncü çocukluğu olarak dünyaya geldi. Çocukluğunun ilk yıllarını doğduğu köyde geçiren Hüseinov, ilkokulu ise Kufalar Köyü’ndeki köy okulunda tamamladı. Ortaöğretimini Şumen’deki Nuvvab Mektebi’nin Tali ve Ali kısımlarında sürdürdü̈ ve 1944 yılında din görevlisi ve Türkçe öğretmeni olarak bu okuldan mezun oldu. 1944 yılında doğduğu köydeki cami ve ilkokulda göreve başlayan Hüseinov, 1951’de Ayşe İsmailova ile evlendi. Aynı yıl, Bulgaristan Halk Cumhuriyeti Hükümeti tarafında görevine devam edebilmesi için şart koşulunca, Şumen’deki pedagoji enstitüsüne girdi ve iki yıl boyunca burada yüksek öğrenim gördü. İki yılın sonunda köyüne dini inancını bırakmış, aktif bir Bulgaristan Komünist Parti üyesi olarak döndü ve Türkçe öğretmenliğinin yanı sıra Parti’nin bölgedeki sekreterliğini yürütmeye başladı.

Hüseinov’un 38 yıl öğretmenlik yaptığı okuldan bir sınıf.

1954 ve 1956 yıllarında doğan kızı Fatma ve oğlu Ali, 14 yaşlarını doldurduklarında yine Parti’nin gençlik örgütlenmelerinde rol oynayacaklardı. Bu arada, 1956 yılında aile topraklarına devlet tarafında el konuldu ve sonrasında yeni kurulan tarım kooperatifine devredildi. Eşi Ayşe, aslen köydeki varlıklı ailelerden birinin kızıydı ve topraklarının kamulaştırılmasın ardından çalışmaya başlayacak ve 1972’ye kadar tarım işçisi olarak hayatını idame ettirecekti.

1973’e gelindiğinde Bulgaristan genelinde okulda Türkçe dersleri müfredattan kaldırıldı ve aşamalı olarak sosyal hayatta kullanımı engellenmeye başlandı. Bu durum, 20 yıldır Türkçe öğretmeni olarak çalışan Hüseinov’un partiden ayrılmasına neden oldu.

1985’te, kendisinin ve ailesinin isimleri ülke genelinde yürütülen asimilasyon politikası kapsamında zorunlu olarak değiştirildi. Yeni ismi Mladen Demirov olarak kayıtlara geçti ve eski ismi, doğum belgesine varıncaya kadar tüm resmî belgelerden silindi.

1986 yılında yaşadıkları köydeki eski Müslüman mezarlığı kapatılarak, köyün diğer ucunda yeni bir devlet mezarlığı oluşturuldu. Bu tarihten itibaren vefat edenlerin dini tören olmaksızın, devlet görevlilerin gözetiminde buraya defnedilmesi zorunlu kılındı.

1989 baharına gelindiğinde Bulgaristan çapında büyük azınlık protestoları patlak verdi. Bu çerçevede ülke genelinde azınlık köylerinden kasaba ve şehir merkezlerine büyük protesto yürüyüşleri düzenlendi. 7 Mayıs 1989 günü yapılan yürüyüş sırasında Mehmed Hüseinov aniden yere yığıldı ve orada hayatını kaybetti. Ölümü kayıtlara kalp krizi olarak geçti. Devlet görevlilerinin gözetimi altında sessizce yeni açılan köy mezarlığına olarak defnedilirken sağ göğsünün alt tarafında bir kurşun yarası vardı.

Hüseinov’un mezar taşı

Ailesi, mezar taşını resmi Bulgarca ismini yazdırmayı reddederek boş bıraktı. Yaklaşık bir ay sonra ise, ailesinin de içinde olduğu yüzbinlerce insanın Türkiye’ye sürüleceği büyük seyahat başladı.

Araştırmacının Notu:

Biyografinin sonunda belirtmek isterim ki, bir şeyden maalesef emin olamıyorum; Hüseinov’un gerçekten yaşayıp yaşamadığından. Çünkü, mezar taşı 1985-1990 arası hayatını defnedilen binlerce Bulgaristan Müslümanı gibi ailesi tarafından bir protesto olarak isimsiz bırakılmış; daha doğrusu öyle olduğunu düşünüyorum. Doğum belgelerine ulaşmaya çalıştığımda ise Mladen Demirov’un adlı kişinin belgelerine erişebildim. Doğduğu ve yaşadığı köylerde Mehmed Hüseinov isminde birine ait herhangi bir kayıt yok. Zira isim değişikliği döneminde Müslüman azınlığın yasal olarak varlıklarını belirten tüm belgeleri, doğum kağıtlarına varınca kadar yeni isimlerinin yer aldığı belgeler ile değiştirilmişti.

Eşi ve çocukları ise 1989’da Türkiye’ye sürüldükleri için maalesef aileye de ulaşamadım. Bu sebeple de elimde sadece onu tanıdığını iddia eden insanların anlattıkları kaldı.

Zira, 1990 sonrası Bulgaristan Hükümeti, 1984-1985’te isimleri değiştirilen yaklaşık 800,000 azınlık mensubunun isimlerini başvurmaları halinde geri alabileceklerini açıkladı. Fakat Hüseinov gibi binlerce merhum eski isimlerini hiçbir zaman geri alamadı.

Bu durumda yalnızca bir şeyden emin olabiliriz;  Hüseinov, o dönemi yaşamış ve şu an isimsiz olarak yatan insan birlikte azınlığın yok olup giden kolektif belleğidir.